Ah O "Alaman" Bebeleri...

Posted by Jatrah | Posted in | Posted on 14:25

Küçüklüğümde bana en çok heyecan veren şeylerden biri yazın aile ile gidilen tatil köyleri ve otellerdi. Annemin ve babamın mesleğinin öğretmenlik vs. gibi bir şey olmamasından ve yazları çalışmalarından dolayı (böyle yazınca hammalık yapıyorlarmış gibi izlenim oldu ya neyse) hep yazlığı olan arkadaşlarıma imrenerek bakardım. Onlara bu konuda atabildiğim yegane gol, her yaz ailecek gittiğimiz 1 haftalık tatiller olurdu.

Ben suyu, yüzmeyi çoktandır sevmeyen bir insanım. Lakin ne hikmetse, o dönem tatile gidileceği zaman havuz ve denize girilecek diye sevinçten delirirdik ablamla. Hayır yani göt kadar klorlu suya girsen ne olur, girmesen ne olur? Sanki ruhumuz arınacak. Tabii yegane sevinç kaynağım su birikintileri değildi. O dönem atari salonları çılgınlığı vardı ve tatil köyleri bu furyaya adeta evli ve namuslu bir kadın görmüş Nuri Alço misali atlıyordu. Bir tane dandik jetona dünyanın parası ödeniyor, zaten 1 haftalık tatile mal varlığının bir kısmını gömen ebeveynler battık batacağımız kadar dercesine çocukları jetona boğuyordu. Street Fighter ve dolayısıyla ilk aşklarımdan Chun-Lee'nin bacakları da hayatıma o dönem girmişti (Her şeye rağmen favorim Blanka'dır amma velakin, elektrik vere vere adam dövmesi ve kafayı ısırması ile şu vahşi bünyede taht kurdu. Mitiş!).

Yani anlayacağınız o bir haftalik tatillerde ben en sıpa halimle mutlu mesut ve bolca da şımarık bir şekilde geziyor, havuza en denyo şekillerde atlıyor ve tabii ki atari karşısında kendimi kaybediyordum. Fakat her şey süper giderken otele gidildiği senelerin birinde, bir şey gördüm ve hem tatilerim, hem de hayatım değişti. Muhtemelen 92 ya da 93 yazı. İsmini cismini unuttuğum bir otel. Akşam yemeği vakti. Yemeğimi yiyorken arkada iki "alaman" bebesi dikkatimi çekiyor. Ellerinde bir alet var, ve sürekli kaset gibi şeyler takıp çıkarıp, delilercesine oynuyorlar ellerindeki cevherle . Evet tam olarak aşağıdaki şey tuttukları:


İlk görüşte aşık oldum Game Boy'a. Nasıl da aklım çıkmıştı yarabbim, anlatmak mümkün değil. Ayıla bayıla oynadığım o atari oyunları tadını anında kaybetmişti. Artık hayallerimi Game Boy süslüyordu. Ben mahzun mahzun bakışlar atarken, o sarı kafalı veletler ise hayallerimin oyuncağı ile çılgın atıyordu. Geçmişe dönüp bakınca şimdi fark ediyorum ki aslında sahip olamadığın şeyin kıymetlenmesi insan doğası, o yaşta dahi var. Aslında bir çok şeyi isterken vitrindeki asla sahip olamayacağını bildiği akülü oyuncak arabaya bakan çocuklarız biz. (http://sozluk.sourtimes.org/show.asp?id=16335622 ve de komple o başlık. Ah "Pro Action Football" sen de içimde bir yarasın.) Reklam sektörü de sanırım en çok bu zaaf üzerine çalışıyor. Bu vesile ile 2 tane de dandik sosyal tesbidi sıkıştırayım araya. Neyse...

Ben parlak sarı saçlı, yeşil gözlü bu veletlerden nefret ededurayım, 3-4 sene rötarlı bir şekilde de olsa Game Boy'a sahip olacağımı bilmiyordum pek tabii. İlkokulun ortalarında ilk olarak bir adet tetris almıştı annem bana, hem de benim konu hakkında hiç bir beyanatım (yani "bana gemboy alıaağaaan noluaağğr!" şeklinde ağlamam) olmamasına rağmen. Elime tetris'i ilk aldığım andan itibaren tek bir şeyi merak ettim o da "1 in 100" gibi bir şeye kimin inanacağı. Ulan ben 7-8 yaşındaki halimle bile ne alaka dediysem hangi akla hizmet ve hangi hedef kitleye yönelik o yazı oradaydı, büyük muamma. Sonra eve "Home Computer" girdi. Flintstones olsun, Mario olsun, Star Galaxy, Duck Hunt olsun, hepsi dünya ahiret bacım olsun güzel zamanlar geçiriyorduk. Bu esnada "1 in x" kalıbında sıfırlar abarmış, "1 in 1000000" olmuştu. Halbuki kasetlerde kabak gibi 16 oyun vardı, malumunuz.



En nihayetinde beklenen büyük buluşma gerçekleşmiş ve takvimler galiba 96'yı gösterirken benim de bir adet Game Boy'um olmuştu. Oyun kasetlerinin eşek gibi pahalı olması ve internetin sanırım o sene dünyada popülerleşmeye başlaması (ki icadı 92 veya 93, Türkiye'de popüler olması da 98 senesine denk gelir) yani download, crack, warez gibi terimlerin kimseye hiçbir şey ifade etmemesi benim aynı anda sadece bir adet oyuna sahip olmama sebebiyet veriyordu.

Sonra giderek büyüdük. Teknoloji ilerledi, aletler ucuzladı, pikseller çoğaldı. 98 senesinde bilgisayarım oldu. Üçdefeeiks kartım bile oldu (http://sozluk.sourtimes.org/show.asp?t=3dfx). Çorap söküğü gibi geldi devamı. Hatta eşek kadar olduk, 2009 yılına geldik bir adet PSP aldım kendime. Ama kimisinden, hatta belki de çoğundan çok daha fazla zevk alsam da (8-bit konsolda Flintstones, PC'de Fifa 98-Grim Fandango-Jazz Jackrabbit 2) hiç birini Game Boy gibi istememişimdir herhalde.

Ve o Alaman bebelerine karşı olan hislerim değişmedi hiç, bir bulsam kafa kol dalarım. Oyuncağı olan var, olmayan var ulan!

20.01.2010

Comments Posted (2)

  1. Abi bende kasetler duruyo getir değişelim bi gün :)

  2. Mükemmel.

Yorum Gönder